Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          İletişim          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv

Haberler - MHP Milletvekili Yeniçeri; Türk, Türkçe, Türk Milleti denilince cin çarpmışa dönen bir iktidar Türkiye yi yönetiyor. - www.magicfm92.com.tr
   
 MHP Milletvekili Yeniçeri; Türk, Türkçe, Türk Milleti denilince cin çarpmışa dönen bir iktidar Türkiye yi yönetiyor.

MHP Milletvekili Yeniçeri; Türk, Türkçe, Türk Milleti denilince cin çarpmışa dönen bir iktidar Türkiye yi yönetiyor.
 Yazı Boyutu

 Tarih : 01.05.2012 - 11:21:48


Başbakan açıkça gözdağı veren, hukuk tanımaz, her şey benden sorulur edası içinde davranıyor. Öyle görülüyor ki Başbakan Erdoğan kendisini, ne yasalar ne de hukukla bağlı saymıyor. Bu bakımdan da totaliter bir dil kullanmakta da sakınca görmüyor.

 

“ Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın “Kimse mürebbiye gibi bize parmağını sallamasın” sözlerini hatırlatan Yeniçeri şunları söyledi: “Danıştay, Milli Eğitim Bakanlığının 19 Mayıs'la ilgili yönetmeliğinin iptali yönünde karar veriyor. Başbakan bunu şiddetle eleştiriyor. Başbakan "Türkiye'nin tapusu belli kesimlerin elinde değil" diyor. Bu sözleri, tam da eleştirdiği tarzda Türk Milletinin gözlerinin içine doğru parmağını sallayarak söylüyor. Türkiye'nin tapusunun kendi elinde olduğunu ima ediyor.” „ MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri,Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 19 Mayıs törenleri ile ilgili Danıştay'ın kararına yönelik eleştirisine tepki gösterdi. Yeniçeri, “Başbakan, yoksulluk, işsizlik, cari açık ve üretimsizlik sorununu halletmiş, geriye bir tek 19 Mayıs törenlerinin özüne uygun kutlanması kalmış olduğunu sanıyor” dedi. Yeniçeri’nin Basın Toplantısında ele aldığı konular şu şekilde: Değerli Basın Mensupları Danıştay 19 Mayısla ilgili Milli Eğitim Bakanlığının yönetmeliğinin iptali yönünde karar veriyor, Başbakan bunu şiddetle eleştiriyor. “Kimse mürebbiye gibi bize parmağını sallamasın” diyor ve ilave ediyor “Türkiye’nin tapusu belli kesimlerin elinde değil”. Başbakan bu sözleri, tam da eleştirdiği tarzda, Türk Milletinin gözlerinin içine doğru parmağını sallayarak söylüyor. “Türkiye’nin tapusu belli kimselerin elinde değil” derken de gerçekte Türkiye’nin tapusunun kendi elinde olduğunu ima etmiş oluyor. Aslında Sayın Başbakanın Türkiye’nin tapusunun bir de kendi elinde olmadığının farkına varmış olsa sorun kökten çözülecektir. 19 Mayıs törenleriyle ilgili kararı Danıştay vermiştir. Danıştay en yüksek yargı kurumudur ve karar bu kuruma aittir. Başbakan yargının verdiği kararı, resmen “mürebbiyenin parmak sallaması” olarak tarif ediyor. Bu sözleri ancak yargıya, hukuka ve demokrasiye saygısı olmayan kişiler edebilir. Başbakan açıkça gözdağı veren, hukuk tanımaz, her şey benden sorulur edası içinde davranıyor. Öyle görülüyor ki Başbakan Erdoğan kendisini, ne yasalar ne de hukukla bağlı saymıyor. Bu bakımdan da totaliter bir dil kullanmakta da sakınca görmüyor. Başbakan, millet demek ben demekten giderek gençlik demek bizim partinin gençliği demeye gelmiş bulunmaktadır. Son aşama olarak geriye Başbakanın AKP demenin devlet demek olduğunu ilan etmesi kalıyor. Değerli Basın Mensupları Bugün Türkiye, kendi tarihini suçlayan, kendi devletiyle kavga içinde olan, milliyet özürlü ve bağımsızlık bilincinden yoksun bir iktidarla karşı karşıyadır. Türk, Türkçe, Türk Milleti denilince cin çarpmışa dönen bir iktidar Türkiye’yi yönetiyor. Karşımızda milliyet, cibilliyet tanımayan, tarihsel müktesebattan habersiz, gelenek düşmanı bir iktidar var. Bu iktidarın hiçbir milli hassasiyeti, ilkesi ve önceliği de yoktur. Kimse 19 Mayıs bayramı kutlamalarını, faşist ya da Sovyet usulü, Nevruz’u ateşperestleri taklit eder biçimde, 1 Mayıs’ı komünistler gibi kutlamakla suçlamak talihsizliği içine girmemelidir. Böyle bir iftirayı sorumluluk mevkiinde olanlar yapamaz. Kaldı ki bütün bayramlara ve kutlamalara benzer yakıştırmalar yapılabilir. Başbakan, yoksulluk, işsizlik, cari açık ve üretimsizlik sorununu halletmiş geriye bir tek 19 Mayıs törenlerini özüne uygun kutlanması kalmış olduğunu sanıyor. 19 Mayıs törenlerini de özüne uygun bir biçimde kutlayacaklarını iddia ediyor. Bilindiği gibi 29 Ekim 2011 yılında Cumhuriyet bayramı törenleri Van ili ve çevresinde meydana gelen deprem felaketi nedeniyle iptal edilmişti. 19 Mayıs törenleriyle ilgili olarak Milli Eğitim Bakanlığının yönetmeliğinin Danıştay tarafından iptal edilmesi üzerine Başbakan ve Milli Eğitim Bakanının yaptığı açıklamalar 29 Ekim 2011 törenlerinin iptalinin deprem nedeniyle değil ideolojik nedenlere iptal edilmiş olduğunu göstermektedir. Değerli Basın Mensupları Eğitim sisteminin tel tel döküldüğü bir dönemde Başbakan ve Milli Eğitim Bakanının 19 Mayısın kutlama biçimine yoğunlaşmaları ilginç ötesi bir durumdur. Eğitimde vahamet ötesi durumu ortada iken, işsizlik zirveye çıkmış, cari açık tavan yapmışken Başbakan ve Milli Eğitim Bakanı 19 Mayıs törenlerine kilitlenmiş durumdalar. Unutmamak gerekir ki, Türkiye’nin sorunlarını simgeye, törene, ritüele, örtüye indirgemek topluma yapılacak en büyük kötülüktür. Eğitimin manzarası içlere acısı durumu sergiler konumdadır. Eğitim sistemi giderek irtifa kaybetmektedir. Son yüksek öğretime giriş sınavının ortaya koyduğu gerçekler ise korkunçtur. 2010 yılında 14 bin, 2011 yılında 38 bin, 2012’de 50 bini aşkın öğrenci YGS’den sıfır çekmiştir. 2012 yılında 180 ve üzerinde puan alan öğrenci sayısı 2010’da %82,93; 2011’de %79,60; 2012’de ise %72,37dir. YGS’de sıfır çekenlerin oranı iki yılda üç kat artmış bulunmaktadır. Matematik testine sınava giren öğrencilerin %50’sinin 4 ve daha az sayıda doğru cevap vermiştir. Bunlar net değil, sorulara verilen doğru cevap sayısından bahsediyoruz. Bu eğitim sistemi her öğrenciye ilkokuldan liseye kadar yaklaşık 2000 saat matematik dersi veriyor. Buna karşılık öğrencilerin %50’si yani yarısı 40 sorudan 4 tanesine bile doğru cevap veremiyor. Türkçede ise son YGS’de sınıflar düzeyinde soru çözüm ortalaması yüzde 3.72 düşerek % 18 olmuştur. 40 soruluk Türkçe testinde 35 ve üzerinde net cevap veren öğrenci sayısı % 54 azalarak 142 bin 752'den 77 bin 429'a düşmüştür. Lise bitirmiş adayların anadilleriyle ilgili testte soru çözüm ortalaması 100 üzerinden 45'te kalmıştır. Eğitimin genel manzarası budur. Durum tıpkı Türkçenin gördüğü muamele kadar açıktır. Sokakları İngilizce tarafından işgal edilmiş bir Türkiye’nin Başbakanı ve Milli Eğitim Bakanı bundan hiç rahatsız olmuyor. Bu Erevizyon şarkı yarışmasına Türkiye’yi ve Türkçeyi temsil etsin diye görevlendirdikleri sarhoş şarkıcıdan da belli oluyor. Bakınız bu şarkıcı Sabah gazetesinin haberine göre, Twitter'da kendisini İngilizce olarak 'müzisyen, illüstratör, yazar, sarhoş' olarak tanımlıyor. Türkçe ya da İngilizce arasında taraf olamayan bir eğitim ve değerlendirme sisteminden bundan daha iyi sonuç beklemek abesle iştigal olur. Sonuçlar eğitim sistemindeki kesin, net ve açık bir düşüşü hatta çöküşü göstermektedir. Eğitim sistemi alarm veriyor! Değerli Basın Mensupları Getirilen yeni dört dörtlük sistem, mevcut sorunların üzerine dört dörtlük yeni sorunlar ilave edecektir. Milli eğitimi bina, derslik, müfredat, kitap, araç/gereç, öğretmen eksikliği, norm kadro fazlası, idareci, yönetim, koordinasyon gibi yüzlerce sorun beklemektedir. Atanamayan öğretmen sorunu sosyal bir boyut kazanmış durumdadır. Sınavlarla ilgili skandallar sona ermiş, bu konuda kamu vicdanı rahat etmiş değil. Kopya ya da şifre ile geleceğinin çalındığına inanan gençlerin sayısı tahminlerin çok ötesindedir. Milli Eğitim Bakanı ve Başbakan eğitimin devasa sorunlarını halının altına süpürmekte adeta yok saymaktadır. Durumun vahameti orta yerde iken Milli Eğitim Bakanı ve Başbakan yoğunluğunu milli bayramların kutlanış biçimine odaklamış durumdadır. Şu manzaraya bir bakar mısınız? Türk etnik bir kavram anayasa etnisiteden ayıklansın! Başka okullarda söylenen “Andımız” kaldırılsın. Yani çocuklar, “Türküm, doğruyum, çalışkanım” demesinler. Niçin? Çünkü bu andı söyleyen arasında “Türk” olmayanlar da var! “Ne Mutlu Türküm Diyene” de bölücüleri mutsuz ediyor, o halde o da yazıldığı yerlerden silinsin! “Gençliğe hitabe ayet değil, tartışılsın!” ne var bunda diyorlar. Çünkü gençliğe hitabe “Ey Türk Gençliği” ile başlıyor…Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” ile bitiyor. Hâlbuki adamların bir kısmı hem kendisini Türk hissetmiyor hem de belki muhtaç olduğu kudretin Obama’da, Sarkozi’de mevcut olduğunu düşünüyor! Kimse söylediklerimizi abartılı yorum sanmamalıdır. Çünkü bu ülkede bir zamanlar “İngiliz Muhipler Cemiyeti” üyeleri vardı. O zamanlar İngilizlere muhabbet besleyen yüksek kalibreli makamlarda bulunanların neslinin bugün tükendiğini kimse iddia etmemelidir. Bu ülkede “Asım Nesli” varsa İngiliz Muhibbilerinin nesli de var demektir. Türkiye’deki gerçek tartışma Muhibbiler ve yandaşlarıyla, kendisini “Türk” milletine ait hissedenler arasında sürüyor. Herhalde Milli Eğitim Bakanlığı, Türk milletinden gayrısına muhabbet besleyen, bölücü ve yıkıcı unsurların bakanlığı değildir. O halde neden içinde “Türk” bulunan her kavrama karşı bir duruş içine giriyorlar. Değerli Basın Mensupları Bakanlık yetkilileri eğer gerçekten “Türk” kavramından rahatsızlarsa, 19 Mayıs için hık mık etmeyi bir kenara bırakıp düşüncelerini dürüstçe ortaya koymalılar. Ne yapmak istediklerini kamuoyuna açıklamalılar. Kendilerine güveniyorlarsa da ilk yapacakları iş, Milli Eğitim Bakanlığının sıfatı olan “milli” kavramıyla işe başlamak olmalıdır. Hem milli ile başlayan bir bakanlık olacaksınız hem de “milli” adına ne varsa onu tartışmaya açacaksınız, bu bir çelişkidir. Bizim kendilerine önerimiz “Milli Eğitim Bakanlığı”nın adının AB (!) Eğitim Bakanlığı ya da Kozmopolitan (!) Eğitim Bakanlığı olarak değiştirmeleridir. Çünkü bu sıfat icraatlarıyla bire bir örtüşüyor. Bu iktidar ya yukarıda söylediğimiz yolu tutacak ve halktan hak ettiği tokadı yiyecek ya da Türk milleti adına egemenliği kullandığının farkına vararak titreyip kendisine dönecektir. Bunun üçüncü bir yolu da yoktur. TİYATROLARIN ÖZELLEŞTİRİLMESİ Gazetecilerin Başbakan Erdoğan'ın tiyatroların özelleştirileceğine yönelik açıklamasını hatırlatmaları üzerine ise Yeniçeri, tiyatroların özelleştirilerek devletten aldıkları yardımların kesilmesinin amaçlandığını söyledi. Yeniçeri, “Özelleştirme ile aslında kelimenin tam anlamıyla kontrol edilebilir, kendilerine bağımlı bir yapıyı üretmeye çalışıyorlar. En kolay çözüm olarak buldukları şey özelleştirmedir. Özelleştirme her şart altında ve her kurum için doğru sonuçlar doğurmaz ve toplumu etkili bir noktaya getirmez. Bu bakımdan özelleştirmenin kültür ve sanatı, hele de tiyatroyu büyük ölçüde bitireceğini düşünüyorum” dedi. Yeniçeri, sanatı devletten bağımsız hale getirmek gerekse de devlet desteğinin önemli olduğunu söyledi.

  Editör :  Editör

861 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
 
1 2 3 4 5   Puan Yok  
 Kaynak :  www.magicfm92.com.tr

 Kategori ¬ Haberler

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru

Henüz Duyuru Eklenmemiş

 
 Köşe Yazıları

İlhan ALPBOĞA

İlhan ALPBOĞA ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Haber Eklenmedi.
Bu Ay içinde Haber Eklenmedi.
 
 Takvim

Ekim 2017

Pts Sal Çrş Prş Cum Cts Pzr
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 13
 Bugün : 282
 Dün : 448
 Toplam : 472160
 Ip No : 54.80.148.252
     

 
 Son Haberler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Haberler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 3.6985 3.7051
  Euro 3.2411 3.2626
 
 Hava Durumu



 
 Reklam



 

 



 
 

 Posta Oku                              © Copyright - 1992- www.magicfm92.com.tr - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu sitede Çilem.Net Yazılımı kullanılmaktadır.